18.05.2009

Üstad'a dâir; Kim, ne demiş?

.
Hasan Basri Çantay


Bir gün Hasan Basri Çantay hoca (merhum) Üstad Hazretlerini meclisin ilk günlerinde Meclis-i Mebusan'a yazdıkları bir mektuptan hafifçe tenkit yollu anlatıyordu. Sözlerine yeni başlamıştı. Hemen eliyle ağzını kapayarak: 'Ben bütün sözlerimi geri alıyorum. Söylediklerimi siz de duymamış olun. Biz rahat döşeklerinde uyurken o, Allah yolunda, Resulullah izinde bütün işkence hapislere rağmen İslamı savunuyordu. Ne yazık ki, hiç birimiz onun gibi olamadık dedi(Abdurrahman Cerrahoğlu)

1961'de Mustafa Polat'la merhum Hasan Basri Çantay'ı ziyarete gitmiştik. Mustafa Polat sordu: Neden Üstad tarzında eser yazmadınız. Kardeşim,' dedi. 'Sizler Üstadın nasıl bir insan olduğunu bilmiyorsunuz. Kimse Üstadla mukayese edilemez. Onun kulağına üfleyen vardı. Onun fiş takacağı yeri vardı. Bizim fiş takacak yerimiz yok.

"Kardeşim, sizi tebrik ederim. Bizler Üstadın sayesinde müellif olduk. Bizler korkumuzdan ne eser yazabiliyorduk ve ne de kimseye anlatabiliyorduk. Üstad Hazretleri Risale-i Nurları te'lif etmeye başladı; hem Türkiye'de okuma çığırı açtı, hem de hapishanelerde dayak, kelepçe, açlık, susuzluk her zulme tahammül etti. Fakat onun ihlası, onun şefkati, onun merhameti, onun tevazuu, onun şecaati ve kahramanlığı her şeye galip geldi.

Türkiye'de her şey onun peşinde; emniyeti, polisi, bekçisi, İslâmiyet’ten mahrum kalmış halkı, İslâmiyet’ten uzaklaşmış insanları hep aleyhinde.

Onun kimsesi yok. Ne ordusu var, ne polisi, ne jandarması, ne bekçisi. Yalnız onun Allah'ı var. Yalnız Allah'a dayanmıştı, yalnız Peygamberine.
(Bayram Yüksel)


Molla Abdürrezzak

Rahmi Erdem anlatıyor:

Bir gün Van’ın merkez köylerinden Alaköy’e gittim. Köye giderken merhum Hamit Kuralkan bana’’Dikkat et o köyde çok meşhur Molla Abdürrezak isminde bir hoca efendi var, aman benliğini tahrik edip hadise çıkarma’’ diye tembih etti.

Zaten Bediüzzaman hazretlerinin bu hususta tavsiyeleri hadsizdi. İlim cihetiyle onlara ziyade hürmet ediyor, ellerini öpüyor hayır dualarını almaya gayret ediyordum. Yanlız klasik medrese eğitiminden geçmiş bu zatların Bediüzzaman’ın yenilik ifade eden hüviyetinin tanıyamadıkları da bir gerçekti. Bundan mütevellit ufak tefek münakaşalar oluyor, Risale-i Nur’la aydınlanmış gençlerin, kısa zamanda kendilerine ilmen ve fikren muhatap olacak bir seviye kazanmaları bu hoca efendileri bir cihette hissi olarak rahatsız ediyordu. Çünkü Bediüzzaman’ın “Selefin hoşlarına giden çok kelimat ve hikayat ve hayalat ve mania ihtiyar ve zinetsiz olduklarından, halefin heves-i şebabanelerine tevafuk etmediklerinden meyl-i teceddüde ve fikr-i icada ve cüret-i tağyire sebep olmuşlardır’’diye tarif ettikleri yenikli meylinden haberleri yoktu. Eski mesleklerini bir cihette muhafaza çalışmaları normaldi.

Köye gittim, doğruca hocanın evine gidip misafir oldum. Hocaya üstadın mantık ilmine dair Kızıl İcaz adlı eserini hediye olarak götürüp takdim ettim. Hoca efendi eseri ayakta kabul edip, öpüp başına götürdü. Köylüler hasat mevsimi olduğu için tarlalarında çalışıyorlardı. Henüz akşama epeyce bir vakit vardı. Ben hocaya: ‘Hocam köylüler toparlanıncaya kadar, Kızıl İcazdan teberrüken bana bir satır ders verir misiniz? dedim. Hoca kitabı açtı başladı okumaya, bir satırı defaatle kendi kendine tekrar ederek sükûtunu devam ettirdi. Baktım anlında sıkıntıdan ter damlaları belirdi. Ben arzumu tekrarladım.

Hoca artık dayanamadı bana hitaben: Rahmi Bey bu eserleri anlamak için allame olmak lazımdır diye cevap verdi. Benim de kastım Bediüzzaman’ın hiç şek ve şüphe olmayan muazzam ilmini bu hoca efendiye bir nebze olsun tanıtmak ve enaniyetini kırmak ve onu manen teslim almaktı Hoca Efendi bilahare kendi gibi hoca olan oğluna köylüleri eve çağırmasını söyledi. Köylüler akşam namazından sonra eve gelmeye başladılar. Ben Risale-i Nur’u okuyordum, hoca efendi ağlıyordu. Artık dost olmuştuk. Kızıl İ’caz onu teshir etmişti.

Ömer Nasuhi Bilmen

"Bediüzzaman ile Dar’ül Hikmet-ül İslamiye’de iken tanışmıştım. Bütün İstanbul ulemasının takdirlerini kazanmıştı. Ben bizzat birkaç kez sohbetinde bulundum. O dönemde yazdığı bütün makalelerini okudum. Fikirlerinde fevkalade bir tesir vardı. Telif ettiği eserlerden yalnızca Sözler isimli eserini mütalaa ettim, harikulade bir eserdi. Doğrusu ilm-i kelamda bir tecdit hareketi yaptı. İmanın bütün rükünlerini kemal-i vuzuhla ortaya koydu. Cenab-ı Hak bu millet-i İslamiyeyi sahipsiz bırakmamıştır. Her asırda büyük müçtehitler, mücedditler ve mürşitler göndermiştir. Bediüzzaman da o zatlardan birisidir. O,cebir ve kuvvetin, zulüm ve tahakkümün hüküm ferma olduğu bu devirde gönderilmiştir. ’’
(nakleden: Mehmed Kırkıncı)

Galip Gigin anlatıyor: Sözümüm bitirirken, yine rahmetli, namlı âlimlerimizden Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın, Bediüzzaman Hazretlerinin eserleri için söylediği şu sözü zikretmek isterim: 'Onun eserleri, ileride İslâm dünyasın da tek mehaz olacak değerdedir' demişti.

Hiç yorum yok: