7.12.2009

Said Nursî ve üç adam

Bediüzzaman`la M. Kemal`in Ankara`da Birinci Meclisteki görüşmelerine dair kayıtlar, ilgili kaynaklarda mevcut. Said Nursî`nin milletvekillerine dağıttığı meşhur beyanname üzerine aralarında yaşanan, Üstadın `Paşa, Paşa! Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır...` diye başlayan cevabına M. Kemal`in özür dileyerek mukabele etmesiyle sonuçlanan tartışmaya ve ayrıca iki saatlik başbaşa görüşmelerine dair bilgiler de.

Ama sonrası pek bilinmiyor. Daha doğrusu, Bediüzzaman`ın eserlerinin değişik yerlerinde M. Kemal`le ilgili ifadeler yer almasına karşılık, Atatürk`ün Said Nursî`ye dair bir beyanı, bilinen kayıtlarda yok. Peki, bunun anlamı ve izahı ne?

Acaba M. Kemal, millî mücadeleye verdiği desteği görüp takdir ederek ısrarla ve defaatle İstanbul`dan Ankara`ya davet ettiği ve `Bize sizin gibi kahraman bir hoca lâzım` diyerek son derece cazip imkânlar vaadiyle, birlikte çalışma teklifinde bulunduğu, ama red cevabı aldığı Said Nursî ile, sonraki süreçte hiç ilgilenmedi mi?

İcraata baktığımızda şunları görüyoruz:

Bediüzzaman`ın Van`daki uzletgâhından alınarak önce Burdur`a, sonra Barla`ya sürülmesi; 1935`te talebeleriyle beraber Eskişehir hapishanesine konulup yargılanması ve tahliyenin ardından Kastamonu`ya gönderilmesi hep M. Kemal döneminde, o icranın başındayken olmuş.

Gerçi Can Dündar`ın `Mustafa` filminin tetiklediği tartışmalarda, hayatının son yedi yılını yalnız geçirdiğine dair iddialar da seslendirildi.

Ama Bediüzzaman`a yapılan yukarıda özetlediğimiz uygulamalar o hayattayken gerçekleşti.

Ve M. Kemal döneminde başlayan hapis, tecrit, sürgünler, İnönü zamanında da devam etti:

Kastamonu sürgününün kalan kısmı, Denizli hapsi ve mahkemesi, Emirdağ sürgünü, Afyon hapsi ve mahkemesi, onun devrindeki icraatlar.

İsmet Paşanın bu noktada M. Kemal`den farkı, aynı çizgi ve paraleldeki uygulamalarından ayrı olarak, Bediüzzaman`ı çok yakından takip ettiğini, sarih beyanlarıyla da açıkça göstermesi.

Bilhassa 14 Mayıs 1950 seçimleriyle iktidardan düşüp muhalefete geçtikten sonra Menderes`i de yıpratmak için Said Nursî ile uğraşmayı kendisine iş edinen İnönü, Bediüzzaman`ın bilhassa hayatının son aylarında çıktığı yurt gezilerini diline dolayarak Türkiye`nin en önemli gündem maddelerinden biri haline getirmişti.

Said Nursî`nin vefatından iki ay sonra gerçekleşen 27 Mayıs ihtilâlinin ardından başbakan olduğunda MİT`in masasına koyduğu solcular dosyasını geri çevirerek `Bana Nurcuların dosyasını getirin, sizin en önemli işiniz Nurcuları takip etmek` diyen kişi de yine İsmet İnönü idi.

Aynı İnönü, 1965 seçimleri öncesinde Demirel`e karşı `Said Nursî`nin halifesi mi olacak?` kampanyası başlatmaktan da geri durmamıştı.

Yani, Said Nursî`yi etkisiz hale getirmek için aynı icraatları yapmalarına karşılık, M. Kemal Bediüzzaman hakkında konuşmamayı ve ketumiyeti tercih etmişken, ondan bu noktada ayrılan İnönü her fırsatta Bediüzzaman`ı, hizmetini ve talebelerini hedef alan konuşmalar yapmıştı.

M. Kemal-İnönü ikilisinin payandası olarak tarihe geçen Mareşal Fevzi Çakmak`ın Bediüzzaman`la ilgili tavrı ise, ona yapılan sürgün, tecrit, hapis uygulamalarına engel olmamak veya olamamakla beraber, ilk sürgün yeri olan Burdur`la ilgili bir kayıtta ifade edildiği üzere, yerel yöneticilere `Said Nursî`ye ilişmeyin` tavsiyesinde bulunmak ve ömrünün son deminde de kendisini affettirmek istercesine, Ankara`da nur hizmetleri için tahsis edilmek istenen bir mekâna para yardımı yapmak şeklinde tezahür etti.

Ama hem Üstadın istiğna düsturu, hem de o mekânın vücuda getirilme serencamında nur hizmetinin temel parametreleriyle örtüşmeyen unsurların mevcudiyeti, o projeyi akim bıraktı.

Rejimin üç önemli isminin Said Nursî ile ilgisi böyle. Dönemin diğer bazı etkin isimleri yarına.

2008-11-29 Yeni Asya
Kazım GÜLEÇYÜZ