Üstadımız işte bu medresede Şeyh Muhammed Celali Hazretlerinden üç ders almıştır.
Oğlu Şeyh Nizameddin Arvasî, babası Şeyh Muhammed Celâlî ve Üstad Bediüzzaman’ın üç aylık tahsiliyle alâkalı olarak şu bilgileri verir:
“Ben 1912 yılında dünyaya gelmişim. Arvasî Sülâlesi’ndenim.
Arvasîler dayım olurlar.
Ben kendim Üstad Bediüzzaman’ı görmedim.
Annem Sekine (Şeker kadın), ağabeyim Molla Muhammed Sıddık, Halife Yusuf ve Molla Şerif’ten Üstad hakkında birçok malûmatlar almıştım.
“Bediüzzaman, doğuda birçok medrese ve ulemanın yanına gidip, kendi ilim ve zekâ seviyesine uygun ders verecek âlim bulamayınca, on dört yaşındayken babamın medresesine gelmiş.
Babama meşhur ve maruf Hacı Seyyid Muhammed Celâlî derler.
Üstad babamın medresesinde üç ay tahsil görmüş.
Sonraki üç ayda ise ders almayıp, babamla ilmî münâzaralarda bulunmuş.
“Babamın doksan civarında talebesi varmış.
En küçüğü Bediüzzaman’mış.
Ama o zaman kendisine Molla Said denmekteymiş.
Talebelerin en küçüğü olmasına rağmen, bütün talebeler tarafından çok hürmet görürmüş.
Diğer talebelerin hepsine müderris ve müftü Sadullah Efendi tarafından dersler verilirken, tek başına yalnız Bediüzzaman babamdan ders alırmış.
Ders esnasında kimseyi de yanlarına almazlarmış.
Bediüzzaman babama, ‘Bu kitaplarla okuyup öğrenmekle baş edilmez, bu ilmin hazinesinin anahtarı sizdedir’ diyerek her ilimden sadece birer ders almış.
İlimde ve zekâda bütün talebelerin fevkinde imiş.
Gündüzleri babamdan ders alırken, Perşembe geceleri de Şeyh Ahmed Hanî’nin türbesine gidermiş.
Şüphelenen babam, küçük Said’in arkasına Halife Yusuf ve Molla Şerif’i takipçi koymuş.
Türbeye varan takipçiler, küçük Said`i görememiş, fakat içeriden ‘Belî Seydâ, belî Seydâ (evet hocam, tamam hocam)’ diye sesler duymuşlar.
Durumu gelip babama bildirmişler.
Babam talebelerine ‘Bundan sonra Said’e kesinlikle kimse karışmayacak’ diye emir vererek, yaşça büyük olan Molla Şerif’i de Bediüzzaman’ın hizmetine vermiş.
Molla Şerif’in anlattığına göre, ders esnasında bazen babam, bazen de Bediüzzaman sinirlenirmiş.
Bediüzzaman sinirlendiği zaman dışarı çıkarak medreseden uzaklaşırmış. Talebeler Bediüzzaman’ın medreseyi terk ettiğini söyleyince, babam, ‘Bırakın Said’i, bırakın Said’i, ona sizler karışmayın, o biraz sonra yine gelir’ diyerek cevap verirmiş.
Gerçekten de Üstad sinirleri yatışınca tekrar medreseye dönermiş.
“Üç aylık bu tahsilden sonra babam, Küçük Said`e ‘Artık sen ilmi tekemmül eyledin. Bizim sana verecek bir şeyimiz kalmadı’ diyerek icazetini vermiş.
Üstad, babamın elini öperek medreseden ayrılmış.
Daha sonraları, Birinci Cihan Harbine kadar, her yıl evimize gelerek, babamı ziyaret edermiş.
Bazı yıllar, Van’da açtığı medresedeki talebelerini de yanına alır, öyle gelirmiş. Babam, Bediüzzaman’a, `Yetiştirdiğim talebelerin hepsinin de üstadı sensin’ dermiş.
Üstad bir defasında babama hediye olarak bir çift yün çorap getirmiş.
Babam sadece talebelerden Halife Yusuf’la Üstad Bediüzzaman’ın bize gelmelerine müsaade edermiş.
“Daha sonraları Üstada annem de hediye olarak çorap vermişti. 1953 yılında babamın doksan dokuzluk yüsr tesbihini Üstada gönderdim. Üstad da bana kehribar doksan dokuzlu bir tesbih, bir mektup, ayrıca Nur Risâlelerinden Tılsımlar, Mektubat ve Zülfikar eserlerini göndermişti.
“Ağabeyim Molla Muhammed Sıddık da medresede Üstadla birlikte okuduğundan, Üstadın büyüklüğünü çok iyi biliyordu.
‘Bediüzzaman`ın ilmi Allah vergisidir, onun ilmi vehbîdir’ derdi.
Üstad, Emirdağ`ındayken ağabeyimle birlikte ziyaretine gidecektik.
Üstad ‘Onlar gelmesinler, ben oraya geleceğim’ diye haber göndermişti.”
Onlar birbirlerini görmeseler de çok iyi bir dosttular. Allah rahmet eylesin.
***


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder