17.05.2009

Bediüzzaman`la son beş gün

Tarih 19 Mart 1960. Günlerden cumartesi. Hicri 1379 yılı Ramazan ayının 21. günü. Saatler gecenin 02.30`u. Bediüzzaman çok ağır hastaydı. Başında talebeleri sırayla nöbetleşe bekliyorlardı. Nöbet sırası Zübeyir Gündüzalp ile Bayram Yüksel`e gelmişti. Her iki talebesi başı ucunda gözlerini kırpmadan bekliyorlardı.

Said Nursi, bir ara gözlerini açtı ve dudaklarından belli belirsiz `Gideceğiz` sözü döküldü. Bayram Yüksel, `Nereye gideceğiz Üstad`ım?` deyince, `Urfa`ya gideceğiz. Hazırlanın` cevabını aldı. Bunun üzerine Zübeyir Gündüzalp içinden `Üstad çok hararetlidir; ateşinden böyle söylüyor` diye geçirdi. Sahur vaktinde nöbeti Tahiri Mutlu ile Hüsnü Bayram devraldı. Bayram Yüksel, Hüsnü Bayram`a, `Kardeşim, Üstad `gideceğiz` diyor.` dedi. Hüsnü Bayram, `Araba arızalı. Biraz tamire ihtiyacı var.` cevabını verdi. Sonunda dayanamayıp durumu Bediüzzaman`a arz ettiler.

Üstad Bediüzzaman gayet kararlı bir şekilde `Başka bir arabaya bakılsın. İki yüz lira verebiliriz. Hatta cübbemi de satabiliriz.` karşılığını verdi. Sabahleyin talebeler arabayı hazırlamaya koyuldular. Bu sırada Bediüzzaman, başında bekleyen Tahiri Mutlu`yu `Haydi sen de git, onlara yardım et. Araba çabuk hazırlansın, tahammülüm yok.` diyerek meselenin ne kadar ciddi olduğunu gösterdi. Bütün bu gelişmelerin ardındaki asıl sebep ise bizzat Bediüzzaman`ın dilinden, Urfa`ya ulaşıldığı sırada şöyle ifade edildi:

`İbrahim Aleyhisselam`ı rüyamda gördüm. Beni Urfa`ya çağırdı.`

Tarih: 20 Mart 1960. Günlerden pazar. Ramazan ayının 22. günü Saat sabahın 9`u. Bediüzzaman, sadık hizmetkarlarının kolları arasında arabaya yerleştirildi. Sürekli hizmetinde bulunan Zübeyir Gündüzalp, içindeki endişenin izalesi için bir kez daha sordu: `Üstad`ım! Urfa`ya mı gidiyoruz?` Konuşamayacak kadar hasta olan Bediüzzaman başını `evet` anlamına gelen bir hareketle cevap verdi.

Arabada üç talebesi vardı: Şoför Hüsnü Bayram, Bayram Yüksel ve Zübeyir Gündüzalp. Büyük yolculuk Isparta`dan bu şekilde başladı. Varılacak hedef, peygamberler beldesi olan Urfa şehriydi. Hava ise kapalı ve yağışlıydı. Başlayan bir şey daha vardı: Bazı resmi makamlar arasında gerçekleşen yoğun telsiz ve telefon görüşmeleri. Eğridir, Barla, Emirdağ gibi gitmesi mümkün olan yerlerden soruluyor; fakat netice alınamıyordu. Emniyet telaş içindeydi.

Buna karşılık Üstad`ın talebeleri, bindikleri otomobilin tanınıp, geri döndürülme riskini bertaraf etmek için plakayı çamurla kapatıp, okunamayacak hale getirmişlerdi. Böylece kimseler görmeden Eğridir`den geçtikten sonra Şarkikaraağaç`ta biraz dinlendiler. Bir taşın üzerinde öğle namazını kıldılar. Üstad Konya`ya kadar evrad ve dualarını okumayı sürdürdü. Karapınar`a geldikleri zaman Bediüzzaman yanındaki talebelerine `Evlatlarım` dedikten sonra yine müjdeli haberler veriyordu: `Risale-i Nur dinsizlerin, komünistlerin, masonların belini kırmıştır. Risale-i Nur daima galiptir.`

Üstad Bediüzzaman gerek Merambağlar`da, gerekse Ulukışla`da talebelerinin hazırladığı iftar yemeğini yiyemedi. Ceyhan`da ise bir saat mola verdiler. Yol kenarında teravih namazını kıldılar. Üstad arabadan çıkamadığı için, yatsı namazını arabada kıldı. Sabah namazını ise Adana-Gaziantep arasındaki Amanoslarda, yine arabanın içinde eda etti. Tarih: 21 Mart 1960. Günlerden pazartesi. Ramazan ayının 23. günü. Sabahın alaca karanlığında, Bediüzzaman Said Nursi ve üç talebesini taşıyan otomobil Gaziantep`e girdi.

O günlerde hemen bütün Anadolu`da olduğu gibi, Gaziantep`te de çamur yağıyordu. Her taraf kırmızı bir çamur tabakasıyla kaplıydı. Adeta gökyüzü kanlı gözyaşları döküyordu. Gaziantep eski postahane binasının önünde durdular. Arabadan inen Bayram Yüksel, lokantadan çorba aldı ve Urfa yolunu sordu. Sonra da Urfa`ya doğru sür`atle Gaziantep`ten ayrıldılar. Aynı gün Üstad ve üç talebesi saat 11 civarında Urfa`ya ulaştı. On yıldır Urfa`da bulunan talebesi Abdullah Yeğin`in kaldığı Kadıoğlu Camii`ne gittiler. Onu da arabaya aldılar ve onun tavsiyesi üzerine İpek Palas Oteli`nin üçüncü katındaki 27 numaralı odaya yerleştiler. Bediüzzaman Said Nursi`nin Urfa`ya geldiğini işiten binlerce Urfalı, sevinç ve heyecan içinde İpek Palas`a akın ettiler.

Urfalılar, `Üstad`ın geleceğini niçin bize önceden haber vermediniz? Biz Üstad`ı merasimle karşılardık.` diyorlardı. Üstad Bediüzzaman`ın Urfa`ya geldiğini duyan halk İpek Palas Oteli`ne akın ettiler. Bu ziyaretler sırasında, hasta olmasına rağmen yüzlerce Urfalı ile kucaklaştı ve hiç kimseyi geri çevirmedi. Tarih: 22 Mart 1960. Günlerden salı. Ramazan ayının 24. günü. Sabahtan itibaren otelin etrafı polislerce sarıldı. Otele gelen polisler Bediüzzaman`ın arabasının anahtarını aldılar. Emniyet amiri otele bizzat gelerek Bediüzzaman`la görüşmek istedi. Durum Bediüzzaman`a bildirilince, `Gelsinler` cevabını verdi. Emniyet amiri kendilerine verilen emrin kesin olduğunu, mutlaka Isparta`ya geri dönmesi gerektiğini tebliğ etti. Bunun üzerine Bediüzzaman ona, `Ben şimdi hayatımın son dakikalarını geçiriyorum. Ben gideceğim. Belki de burada öleceğim. Siz benim suyumu hazırlamakla mükellefsiniz. Amirinize bildiriniz.` cevabını verdi.

Polisler Zübeyir Gündüzalp ile Hüsnü Bayram`ı emniyete götürdüler ve sorguya çektiler ve ısrarla şehri terk etmelerini istediler. Zübeyir Gündüzalp onlara, `Efendim! Hastalığı şiddetlidir. Tekrar 24 saatlik yol zahmetine katlanması imkansız. Biz Üstad`ımıza müdahale edemeyiz. Zaten bitkin bir haldedir.` dese de, ısrarlı tutumlarını sürdürdüler. Çok geçmeden Bediüzzaman`ın Urfa`dan çıkarılacağını haber alan Urfalılar, galeyana geldiler ve `Bize misafir olarak gelen din alimimizi vermeyiz.` diyerek otelin önünde toplandılar. Bunu engellemek için çeşitli yerlere müracaat etmeye başladılar.

O gün Urfa`dan Ankara`ya yüzlerce telgraf çekildi. Diğer bir gelişme, Urfa`nın önde gelen şahsiyetlerinin de devreye girmesiyle, Bediüzzaman`ın yanına hükumet doktoru getirilmesi oldu. Muayene eden doktor, talebelere, `Siz ne cesaretle buraya geldiniz? Kırk derece ateşi var. Yarın 9`da gelin. Bu zata heyet raporu verelim. Bu haliyle bir yere gidemez.` diye teminat verdi. O gün böylece geçti. Akşam oldu. Ortalığı derin bir sessizlik kapladı. Talebeleri kapıyı içerden kilitlediler. Üstad`larının rahatsız olmaması için ayaklarının ucuna basarak dolaşıyorlardı. Nöbetleşe olarak Üstad`ın başında beklemeye başladılar.

Tarih: 23 Mart 1960. Günlerden çarşamba. Ramazan ayının 25`inci günü. Nur talebelerinin ortak kanaatine göre Kadir Gecesi. Saat 03.00`ü göstermekte. Üstad Bediüzzaman hiç konuşmuyor, sadece dudakları kıpırdıyordu. Baş ucunda bekleyen Bayram Yüksel, ellerini göğsüne koydu ve kendi kendine, `Üstad biraz iyileşti, uykuya daldı.Elhamdülillah, Üstad uyudu.` diyerek üstünü iyice örtüp sobayı yaktı. Bediüzzaman`ın diğer talebeleri Zübeyir Gündüzalp, Hüsnü Bayram ve Abdullah Yeğin de geldiler.

Bir süre sonra sabah namazı vaktinin girmesiyle Urfa minarelerinde Ezan-ı Muhammedi okunmaya başlandı. Talebeleri Üstad`ın her zamanki gibi kalkmasını, `Sabah namazı vakti girdi mi?` diye sormasını beklediler. Fakat, Üstad kalkmıyor, namaz vaktini sormuyordu. Çünkü şu üç günlük dünyada, bir asra yakın ömür süren Bediüzzaman`ın son beş günü tamamlanmıştı.


SÖZ BASIM YAYIN ARAŞTIRMA MERKEZİ

Hiç yorum yok: